<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>BeyzamORG</title>
	<atom:link href="http://www.beyzam.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.beyzam.org</link>
	<description>Sağlığınıza dair en güzel yardımcınız</description>
	<lastBuildDate>Thu, 10 May 2012 06:24:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>yüksek tansiyon ve kolestrol için zeytin yaprağı mucizesi</title>
		<link>http://www.beyzam.org/yuksek-tansiyon-ve-kolestrol-icin-zeytin-yapragi-mucizesi.html</link>
		<comments>http://www.beyzam.org/yuksek-tansiyon-ve-kolestrol-icin-zeytin-yapragi-mucizesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 May 2012 06:24:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmett</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek tansiyon ve kolestrol için zeytin yaprağı mucizesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyzam.org/?p=550</guid>
		<description><![CDATA[Sizlere ara sıra bazı kapsamlı epidemiyolojik saha çalışmalarının sonuçlarından bahsederim. Geriye dönük sorgulama (retrospektif) ya da ileriye dönük izleme (prospektif) şeklinde uygulanan bu çalışmaların sonuçları, akılcı kurgulanamadığında bazen oldukça tartışmalı olabilmekte. Bu olumsuz duruma örnek olarak iki sene önce “Vitaminler tamamen etkisiz” şeklinde gündemi işgal eden saçma sonuçları gösterebiliriz. Ancak bazı durumlarda ise son derece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sizlere ara sıra bazı kapsamlı epidemiyolojik saha çalışmalarının sonuçlarından bahsederim. Geriye dönük sorgulama (retrospektif) ya da ileriye dönük izleme (prospektif) şeklinde uygulanan bu çalışmaların sonuçları, akılcı kurgulanamadığında bazen oldukça tartışmalı olabilmekte. Bu olumsuz duruma örnek olarak iki sene önce “Vitaminler tamamen etkisiz” şeklinde gündemi işgal eden saçma sonuçları gösterebiliriz. Ancak bazı durumlarda ise son derece kıymetli bulgular sağlanabiliyor. Örneğin, Uzakdoğulu toplumlarda yapılan bu tip çalışmalar sonucu yeşil çay tüketiminin çeşitli tip kanserler başta olmak üzere birçok dejeneratif ve kronik hastalığın önlenmesinde yararlı olabildiği tespit edildi. Bu ön bulgular daha sonra deneysel olarak da doğrulanınca yeşil çay tüketiminin önemi ortaya konuldu. Bir başka etkileyici örnek ise soya izoflavonlarıdır. Uzakdoğulu kadınlarda menopoz dönemi şikayetlerinin daha hafif seyretmesi gözleminden hareketle bu ülkelerde çok kullanılan     soya ürünlerinin etkisi dikkat çekti. Günümüzde soya izoflavonları menopoz dönemi şikayetlerinin hafifletilmesinde yararlanılıyor.</p>
<p>AKDENİZ TİPİ BESLENMENİN SIRRI</p>
<p>Epidemiyolojik çalışmalar Akdeniz ülkelerinde yaşayan insanlarında koroner kalp hastalıklarının ve bazı kanser tiplerinin daha düşük oranda görüldüğünü ortaya koyuyor. Bu bulgudan hareketle uzmanlar günümüzde uzun ve sağlıklı yaşamak için Akdeniz diyeti tipi beslenmenin önemli olabileceğini bildiriliyor. Akdeniz diyetinde yer alan meyve, sebze, tahıl gibi besinlerin yanı sıra makul miktarlarda tüketilen şarabın içindeki antioksidan etkili fenolik bileşikler ve vitaminlerin önemi çeşitli bilimsel çalışmalarla da doğrulandı. Akdeniz ülkelerinde güneş ve ılıman hava koşullarına bağlı olarak yaygın olarak yetişen zeytin, Akdeniz mutfağının da vazgeçilmezi. Dünyadaki zeytin ağaçlarının tamamına yakın bir kısmının (yüzde 98) Akdeniz ülkelerinde yetiştiği bildiriliyor.</p>
<p>Özellikle son 10-15 yılda yapılan bilimsel çalışmalar zeytinyağının sağlığımız bakımından ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Ancak zeytin yaprağı için aynısını söylemek pek mümkün değil. İçerisindeki oleuropein (sekoiridoid) ve bozunma ürünü hidroksitirozol kuvvetli antioksidan özellikte, yapılan çalışmalar bilhassa kalp-damar hastalıkları üzerinde etkinliğini gösteriyor. Tansiyon düşürücü, kolesterol düşürücü, kan sulandırıcı etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış. Bu konuda yayınlanan çok yeni bir klinik çalışmanın sonuçlarından bahsetmek istiyorum.</p>
<p>ALTIN MADENİNİN ÜZERİNDEYİZ</p>
<p>Bilimsel ölçütte (çift körlü, randomize, paralel) bir klinik çalışmada özel şekilde hazırlanan bir zeytin özütünün birinci kademe yüksek tansiyon hastalarında etkinliği, bir ilaç olan kaptopril ile karşılaştırılmış. 232 yüksek tansiyon hastası gönüllüden 116’sına zeytin özütü ve geri kalan 116’sına ise kaptopril iki ay süresince uygulanmış. Süre sonunda hem sistolik ve hem de diastolik kan basıncının ilaç verilen grup kadar etkili bir şekilde düşürülebildiği gözlenmiş. Aynı şekilde LDL kolesterolde yüzde 20 civarında bir azalma sağlanmış. Aslında, bir Akdeniz ülkesi olarak, hani derler ya “Altın madeni üzerinde oturuyoruz” ama farkında değiliz!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyzam.org/yuksek-tansiyon-ve-kolestrol-icin-zeytin-yapragi-mucizesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>spor ve diyet yapmadan zayıflanırmı izle</title>
		<link>http://www.beyzam.org/spor-ve-diyet-yapmadan-zayiflanirmi-izle.html</link>
		<comments>http://www.beyzam.org/spor-ve-diyet-yapmadan-zayiflanirmi-izle.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 May 2012 06:18:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmett</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[spor ve diyet yapmadan zayıflanırmı izle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyzam.org/?p=547</guid>
		<description><![CDATA[özütlerin arasında yüzde 40’ın üzerinde lipaz enzimi inhibisyon sağlayan bazı tanıdık bitkiler de yer alıyor. Antep fıstığı meyvesinin dış kabuğu, bazı meyveler (yaban mersini, ahududu, elma), bazı tohumlar (ayçekirdeği, fasulye, bezelye), bazı yapraklar (Brüksel lahanası, kekik [Oregano denilen İzmir kekiği vb.], limon kokulu kekik, tıbbi adaçayı, zeytin, biberiye, yeşilçay), kuşburnu çiçekleri, turp kökü, Seylan tarçını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>özütlerin arasında yüzde 40’ın üzerinde lipaz enzimi inhibisyon sağlayan bazı tanıdık bitkiler de yer alıyor. Antep fıstığı meyvesinin dış kabuğu, bazı meyveler (yaban mersini, ahududu, elma), bazı tohumlar (ayçekirdeği, fasulye, bezelye), bazı yapraklar (Brüksel lahanası, kekik [Oregano denilen İzmir kekiği vb.], limon kokulu kekik, tıbbi adaçayı, zeytin, biberiye, yeşilçay), kuşburnu çiçekleri, turp kökü, Seylan tarçını kabuğu. Dolayısıyla bu bitki kısımlarının günlük diyetimizde daha fazla yer alması yararlı olabilir. Tabii Antep fıstığı meyvesinin dış kabuğu hariç. Bu bulguların in vitro yani deneysel olması nedeniyle sonuçların deney hayvanı (in vivo) ve klinik çalışmalarla da desteklenmesi önemli. </p>
<p>Pankreatik lipaz enzimi üzerinde baskılayıcı etkisi deney hayvanı çalışmalarıyla desteklenen bitkiler arasında dikkatimi çekenlerin başında biberiye yaprağı ve elma geliyor. Elmanın polifenolik bileşenleri etkili bulunmuş, bu nedenle elmayı kabuğuyla yemek daha doğru bir tercih. Yeşil çayın da yağ yakıcı ve enerji tüketimini artırıcı etkisi klinik olarak ortaya konulmuş. Zaten bu konudaki bilgiler oldukça popüler. Yine ginseng kökü (Panax ginseng olacak) özütü de uzun süreli kullanımda lipit yakılmasını hızlandırabiliyor.  </p>
<p>Sonuç olarak zayıflama uygulamalarında insanların öncelikle hızlı kilo verme beklentilerini düzeltmesi gerekiyor. Tek bir ilacı alıp zahmetsizce kilo vermeyi düşündüğünüz anda bazı sağlık riskleri ortaya çıkmaya başlayabiliyor. Dolayısıyla hedefi abartmadan ayda 2-3 kilo gibi bir miktarın verilmesi hedeflenmeli ve vücutta farklı hedeflere yönelik olarak farklı uygulamalar tercih edilmeli. Bunlardan biri de pankreatik lipaz inhibitörü etkili bitkisel ürünler olmalı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyzam.org/spor-ve-diyet-yapmadan-zayiflanirmi-izle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>damar sertliğine karşı siyah çikolata izle</title>
		<link>http://www.beyzam.org/damar-sertligine-karsi-siyah-cikolata-izle.html</link>
		<comments>http://www.beyzam.org/damar-sertligine-karsi-siyah-cikolata-izle.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 May 2012 06:13:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmett</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[damar sertliğine karşı siyah çikolata izle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyzam.org/?p=544</guid>
		<description><![CDATA[Siyah çikolata damar sertliği riskini azaltabilir Çikolatanın insan sağlığına yararları konusunda daha önce de bazı araştırmaların sonuçlarını sizlerle paylaşmıştım. Şimdiye kadar yürütülen çalışmalarda, özellikle siyah çikolatanın zengin polifenolik bileşik içeriği nedeniyle kalp ve damar rahatsızlıklarında yararlı olabileceği bazı deneysel ve epidemiyolojik çalışmalarla ortaya konulmuştu. 13 gönüllü üzerinde yapılan bir çalışmada 14 gün süreyle günde 100 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Siyah çikolata damar sertliği riskini azaltabilir </p>
<p>Çikolatanın insan sağlığına yararları konusunda daha önce de bazı araştırmaların sonuçlarını sizlerle paylaşmıştım. Şimdiye kadar yürütülen çalışmalarda, özellikle siyah çikolatanın zengin polifenolik bileşik içeriği nedeniyle kalp ve damar rahatsızlıklarında yararlı olabileceği bazı deneysel ve epidemiyolojik çalışmalarla ortaya konulmuştu. 13 gönüllü üzerinde yapılan bir çalışmada 14 gün süreyle günde 100 gram siyah çikolata tüketilmesiyle büyük tansiyonda (sistolik) ortalama 5,1 mmHg ve küçük tansiyonda (diyastolik) ortalama 1,8 mmHg düşme sağlandığı bildirilmişti. Bu değerler oldukça önemli, yüksek tansiyonu 16-17 civarında olan bir hastada normalleşme sağlanabilir. Benzer bulguların daha sonra yürütülen çalışmalarla da gözlenmesi etkinliğin bir kanıtı olarak kabul edilebilir. </p>
<p>Alman erişkinler üzerinde yürütülen bir başka çalışmada da katılanların dörtte birinde tansiyonda yüzde 40’lık bir düşme gözlenmiş. En son iki ay önce siyah çikolatanın gebelikte yüksek tansiyon riskini azaltabileceği konusunda ünlü Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi araştırmacıları tarafından yürütülen bir çalışmanın sonuçlarını incelemiştik. Bu hafta çok yeni yayımlanan ve çikolatanın kalp ve damar işlevleri üzerindeki etkinliğini ortaya koyan üç bilimsel çalışmanın sonuçlarından bahsetmek istiyorum.</p>
<p>SONUÇLAR OLUMLU</p>
<p>ABD’de yedi üniversiteden araştırmacıların görev aldığı ve ardışık olarak yürütülen iki paralel çalışmadan birinde 2 bin 217 gönüllüye sorgulama içerisinde yedikleri çikolata miktarı ve sıklığı sorulmuş. Ardından koroner arterlerde damar sertliği (kalsifiye aterosklerotik plaka) gelişimi tomografi ile (CT) tespit edilerek elde edilen sonuçlar bilimsel dereceleme sistemi ile değerlendirilmiş (Agatston skoru). Sonuçlar yorumlandığında çikolata tüketimi sıklığı arttıkça damar sertliği riskinde belirgin bir azalma sağlandığı gözlenmiş. </p>
<p>KALBE DE İYİ GELİYOR</p>
<p>Aynı grup tarafından yayımlanan ve yaşları 25-93 arasında 4 bin 970 gönüllüde yürütülen bir başka anket çalışmasında ise çikolata tüketme sıklığı arttıkça (ayda    1-3 defa, haftada 1-4 defa ve haftada beş defadan fazla) koroner kalp hastalığı gelişme riskinde belirgin bir azalma gözlenmiştir. </p>
<p>Yeni yayımlanan üçüncü çalışmada ise herhangi bir ilaç kullanmayan 22-28 yaşları arasında 18 sağlıklı genç gönüllü kullanılmış. Birkaç haftalık uyum diyeti uygulamasından sonra bir gruba flavanolce zenginleştirilmiş kakao, diğer gruba flavanolce fakirleştirilmiş kakao tozu ilave edilmiş diyet verilmiş. Flavanol polifenolik yapıda ve kuvvetli antioksidan etkili bir grup bitki bileşenidir. Yemeği yedikten önce ve sonra (iki, dört ve altı saat) alınan kan örneklerinde trigliserit, total kolesterol, kolesterol (HDL, LDL) değerleri izlenmiş. Sonuçta flavanolce zenginleştirilmiş kakaolu diyet uygulamasının izlenen kan değerlerinde belirgin birşekilde azalma sağlayabildiği gözlenmiş. </p>
<p>- Çikolata Tansiyonu Düşürür mü?</p>
<p>Yukarıda bahsettiğim üç çalışma da son iki ay içerisinde yayımlandı. Sonuçlar daha önceki çalışmaları destekler nitelikte. Sonuç ortada; özellikle siyah çikolata orta derecede kalp ve damar hastalıklarında tedaviye yardımcı olmak üzere zevkle tüketilebilecek bir deva olabilir. Bu arada yediğiniz çikolatanın kalitesi de önemli. Malum bazı üreticilerin yaratıcılığının sonu yok! Keçiboynuzu tozu, üzüm pekmezi, vb. çikolata diye satılabiliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyzam.org/damar-sertligine-karsi-siyah-cikolata-izle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>nanoteknoloji zararlımı izle</title>
		<link>http://www.beyzam.org/nanoteknoloji-zararlimi-izle.html</link>
		<comments>http://www.beyzam.org/nanoteknoloji-zararlimi-izle.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 May 2012 06:11:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmett</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[nanoteknoloji zararlımı izle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyzam.org/?p=541</guid>
		<description><![CDATA[Nanoteknoloji gelecek yüzyıllara damgasını vurabilecek çok önemli bir keşif. Bir milimetrenin 10 binde biri kadar ufak boyutlarda parçacıklara sahip malzemelerle hazırlanan ürünler ya da bu malzemelerle kaplanmış cihazların günlük hayatımızı kolaylaştıracak birçok farklı alanlarda uygulanması mümkün. Nano boyutlu gümüşle kaplanmış yüzeyler bakteri, virüs veya mikromantarlara karşı etkili. Bu zararlı organizmaların hücre içi solunum ve metabolizmalarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nanoteknoloji gelecek yüzyıllara damgasını vurabilecek çok önemli bir keşif. Bir milimetrenin 10 binde biri kadar ufak boyutlarda parçacıklara sahip malzemelerle hazırlanan ürünler ya da bu malzemelerle kaplanmış cihazların günlük hayatımızı kolaylaştıracak birçok farklı alanlarda uygulanması mümkün. </p>
<p>Nano boyutlu gümüşle kaplanmış yüzeyler bakteri, virüs veya mikromantarlara karşı etkili. Bu zararlı organizmaların hücre içi solunum ve metabolizmalarını yavaşlatarak gelişimini engelliyor. Bu özelliğine bağlı olarak mikrop tutmayan ya da antibakteriyel ve koku giderici özellikte soğutucu, klima, çamaşır makinesi gibi beyaz eşyaların yüzeylerinde, yataklarda veya tekstil ürünlerde kullanılıyor. Yazılı ve görsel basında meyve ve sebzeleri taze tutan buzdolabı, mikrop tutmayan klima ya da yatak reklamlarını son dönemde sıklıkla görüyoruz. Bu gibi malzemelerde zaman içerisinde yerleşerek gelişen zararlı organizmaların ve akarların insan sağlığı için yarattıkları riskler düşünüldüğünde bu uygulamalar gayet yararlı görülüyor.</p>
<p>Olumsuz etki gösterebilir</p>
<p>Nanoteknoloji sağlık alanında ise kozmetik ürünlerden tedavi yöntemlerine geniş bir yelpazede kullanılıyor. Nanopartiküllerle hazırlanan kozmetik ürünler derinin daha derin katmanlarına giderek etkisini gösterebilecek. Özellikle antiaging kremlerin bu suretle daha etkili olması bekleniyor. Peki bu ürünler ne kadar güvenli? Yaşamımızı kolaylaştıran bu ürünler modernleşmenin günümüz insanlarında yol açtığı kaosa bir yenisini mi ekliyor? İşte bu konudaki endişeler henüz tahmin boyutunda. </p>
<p>Nano boyutta partiküllerin bu kadar küçük olması nedeniyle vücutta normal boyuttaki partiküllerden daha farklı bir şekilde hareket edeceği düşünülmektedir. Mesela normal boyutta parçacıkların aşamadığı kan-beyin engelini geçerek beyinde olumsuz etki gösterebilir. Aynı riskler kalp, kemik iliği, dalak, karaciğer gibi diğer organlar için de söz konusu olabilir. Bu konudaki bilimsel araştırma ve bulgular nanotoksikoloji adı altında değerlendiriliyor. </p>
<p>Endişelenmek için çok erken</p>
<p>Nanopartiküllerle söz konusu olası riskler neler olabilir? Uzmanlar şu olası risklere cevap arıyor: Bazı tip nano parçacıkların daha yüksek yüzey alanına sahip olması nedeniyle daha fazla sayıda serbest radikal üretimine yol açabilir. Artan serbest radikal üretiminin neden olduğu stres koşulları karşısında vücutta savunma sisteminin uyarılmasına bağlı yangı cevabının süreğen sorunlara ve hastalıklara yol açması endişelerden biri. </p>
<p>Normal boyutta moleküllerden farklı olarak nano parçacıklar hücre mitokondrisi ve çekirdeği içine girerek hücre ölümüne yol açabilir. Dolayısıyla endişelenilen bir diğer konu ise bu parçacıkların metabolize olamadan hücre içine taşınarak vücutta çeşitli organlarda birikmesi sonucu ortaya çıkabilecek riskler. </p>
<p>Geniş yüzey alanı nedeniyle nano parçacıkların karşılaştıkları bazı makromoleküllerin yüzeylerine tutarak enzim ve diğer proteinlerin etkilerini değiştirebilmesi. </p>
<p>Sonuç olarak bahsettiğim hususlar henüz endişe boyutunda ama hiç de gözardı edilebilecek riskler değil. Herkes derinin daha derin katmanlarına etki ederek yaşlanmanın etkilerini silecek ürünleri ister, ancak olası riskler bakımından haberdar olmak gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyzam.org/nanoteknoloji-zararlimi-izle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kahve tansiyon yükseltirmi izle</title>
		<link>http://www.beyzam.org/kahve-tansiyon-yukseltirmi-izle.html</link>
		<comments>http://www.beyzam.org/kahve-tansiyon-yukseltirmi-izle.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 May 2012 06:05:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmett</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[kahve tansiyon yükseltirmi izle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyzam.org/?p=538</guid>
		<description><![CDATA[Kahve, dünyada en yaygın ve en çok kullanılan içeceklerden biri&#8230; Genel kanı kahvenin taşıdığı çok sayıda bileşen içerisinde özellikle kafein ve türevlerinin yüksek tansiyon hastalarında tansiyonu yükselttiği yönünde. Ancak bu konuda yapılan bilimsel nitelikte klinik çalışmalar tam bir çelişki ortaya koyuyor. Bazı çalışmalarda kan basıncında hafif bir yükselme bildirilirken bazılarında herhangi bir değişikliğe yol açmadığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kahve, dünyada en yaygın ve en çok kullanılan içeceklerden biri&#8230;  </p>
<p>Genel kanı kahvenin taşıdığı çok sayıda bileşen içerisinde özellikle kafein ve türevlerinin yüksek tansiyon hastalarında tansiyonu yükselttiği yönünde. Ancak bu konuda yapılan bilimsel nitelikte klinik çalışmalar tam bir çelişki ortaya koyuyor. </p>
<p>Bazı çalışmalarda kan basıncında hafif bir yükselme bildirilirken bazılarında herhangi bir değişikliğe yol açmadığı rapor ediliyor. Hatta bir başka çalışmada sanılanın aksine tansiyonu düşürdüğü gözlenmiş. Bu tartışmalara daha net bir açıklama getirebilmek için çok yeni bir çalışmada dört farklı kahve tipinin etkisi hem deney hayvanlarında ve hem de insanlarda araştırılmış. </p>
<p>İncelenen kahve tipleri Arap, Türk ve Amerikan kahvesi ile çözünür kahve&#8230; Deneye başlanmadan herbirinin kafein miktarı ölçülmüş ve en yüksek kafein oranı çözünür kahvede çıkmış (yüzde 15 kadar). Ardından yüzde 10.1 kafein oranıyla Türk kahvesi geliyor. Kafein oranı Amerikan kahvesinde yüzde 6.4 iken, en düşük miktar ise Arap kahvesinde bulunmuş (yüzde 5.6). Ancak Arap kahvesi koyu hazırlandığından daha yüksek miktarda kahve kullanılıyor. Dolayısıyla da Arap kahvesi içildiğinde diğer kahve çeşitlerine göre vücuda iki misli kafein alınıyor.</p>
<p>Meğer masummuş!</p>
<p>Araştırmada deney hayvanları (sıçan), normal tansiyonlu gönüllüler ve orta derecede yüksek tansiyon hastaları kullanılmış. Çalışmada sigara içmeyen 200 kadın ve 200 erkek gönüllü yer almış. Gönüllülere çalışmadan iki hafta önceden başlayarak çalışma süresine kadar kafeinli başka içecek içilmesine izin verilmemiş. Sıçanlara ağız yoluyla uygulandıktan ve gönüllü insanlara da bir büyük bardak kahve içirildikten sonra iki saat süresince her yarım saatte bir kan basıncındaki değişim ve kalp hızı izlenmiş.<br />
Sonuç ilginç! Kahve verildikten sonra gerek normal tansiyonlu gerekse hafif yüksek tansiyonlu gönüllülerde ve deney hayvanlarında bir saat içerisinde kan basıncı ve kalp hızında yüzde 10-15 arası belirgin bir düşme gözlenmiş. Aslında kahvenin bu etkileri orta derecede yüksek tansiyon hastalarında daha da belirgin olarak görülmüş. Araştırmacılar kahvenin kan basıncını düşürücü etkisinin muhtemelen kahve içerisinde bulunan polifenolik yapıdaki flavonoit grubu polifenolik bileşenlere bağlı olabileceğini ileri sürüyor. Bilindiği gibi flavonoitler yapısal özelliklerine bağlı olarak antioksidan etki gösteriyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyzam.org/kahve-tansiyon-yukseltirmi-izle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>süt ve sütün önemi izle</title>
		<link>http://www.beyzam.org/sut-ve-sutun-onemi-izle.html</link>
		<comments>http://www.beyzam.org/sut-ve-sutun-onemi-izle.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 May 2012 06:02:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmett</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süt ve sütün önemi izle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyzam.org/?p=535</guid>
		<description><![CDATA[Sağlam kemiklerimiz olması için mutlaka süt tüketmemiz gerektiği söylenir. Çocukların kemiklerinin daha iyi gelişmesi, büyüklerin ise kemik erimesi (osteoporoz) olmamaları için bol süt içmeleri önerilir? Bu neredeyse tabu kabul edilen olgu ne kadar doğru acaba? Bültenimizin bu sayısındaki süt konulu ikinci yazıda editörümüz Prof. Dr. Ahmet Aydın sözü edilen konuyu irdeliyor. Süt iyi bir kalsiyum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlam kemiklerimiz olması için mutlaka süt tüketmemiz gerektiği söylenir. Çocukların kemiklerinin daha iyi gelişmesi, büyüklerin ise kemik erimesi (osteoporoz) olmamaları için bol süt içmeleri önerilir? Bu neredeyse tabu kabul edilen olgu ne kadar doğru acaba?</p>
<p>Bültenimizin bu sayısındaki süt konulu ikinci yazıda editörümüz Prof. Dr. Ahmet Aydın sözü edilen konuyu irdeliyor.</p>
<p>Süt iyi bir kalsiyum kaynağı mıdır?<br />
Yaygın kanının aksine hayır! Gerçi içinde yüksek miktarda kalsiyum var ama fosfor miktarı da yüksek olduğu için kalsiyum/fosfor oranı 1:1 gibi. Halbuki bu oranın anne sütünde de olduğu gibi 2:1 ya da daha fazla olması gerekir. Birçok yeşil yapraklıdaki oran da aşağı yukarı bu kadardır (tabloya bakınız). Anlayacağınız çocuklarınızın ve de kendinizin kemiklerinin kuvvetli olması için mutlaka yeşil yapraklı yiyecekleri tüketin.</p>
<p>Tablo 1. Çeşitli yiyeceklerdeki mineral miktarları (mg/100 g)</p>
<p>Süt ya da süt ürünleri iyi bir magnezyum kaynağı mıdır?<br />
Magnezyum da kalsiyum gibi kemik gelişimi için oldukça önemli bir mineraldir. Vücutta yeteri kadar faydalı olabilmesi için yiyeceklerdeki kalsiyum/magnezyum oranının 2:1’den fazla olmaması gerekir. Halbuki süt ve süt ürünlerindeki kalsiyum/magnezyum oranı yaklaşık 8:1 ile 12:1 arasında değişir. Buna karşılık etler, kuru yemişler, sebzeler, meyvelerde kalsiyum/magnezyum oranı yaklaşık 1:1’dir.</p>
<p>Süt tüketmeyen çocuğun sağlığı bozulur mu?<br />
Her memelinin sütü kendi yavrusunadır. 5-6 milyon yıllık insanlık tarihinin sadece son 10000 yılında insanlar başka memelilerin sütünü içmişlerdir. Kendi annelerinin sütünü ise sadece hayatlarının ilk 2 yılında emerler, daha sonraları hiç süt tüketmezlerdi. Fosil incelemeleri taş devri insanlarının kalın ve kırığa dirençli sağlam kemiklerinin olduğunu göstermektedir. Bu devre ait kemik örneklerinde osteoporoz yok denecek kadar azdır.</p>
<p>Çok kalsiyum alınırsa kemik daha sağlam olur mu?<br />
1986 yılında Harvard’daki araştırıcılar kalsiyum alınması ile kalça kırıkları arasında doğrudan bir ilişki saptanışlardır (1). Bu çalışmaya göre alınan kalsiyum miktarı artıkça kırıklar da aynı oranda artmıştı.</p>
<p>İsveçte yapılan bir çalışmada menopoz sonrası kadınlarda (50-85 yaş) süt tüketimi fazlalığının kırıkları azaltmadığı saptanmıştır(2).</p>
<p>Benzer şekilde ABD’de hemşireler üzerinde yapılan araştırmada gerek süt gerekse de süt dışı kalsiyum tüketimi fazlalığının kalça kırıklarını azaltmadığı tespit edilmiştir (3).</p>
<p>Günde 200 mg gibi son derece düşük kalsiyum tüketimi olan (önerilen miktar günde<br />
1000-15000 mg’dır. Güney Afrikalılarda kemik kırıkları yılda 7/100,000’den daha azdır (4).</p>
<p>Çok süt tükettikleri için fazla kalsiyum alan topluluklarda ise osteoporoz ve kemik kırıkları çok önemli bir halk sağlığı problemidir (5).</p>
<p>Bütün bu çalışmalardan anlaşılacağı üzere kalsiyum takviyesi tek başına kemiği sağlamlaştırmaz. Hatta diğer mineral (magnezyum, potasyum) ve vitaminleri ( D, C, K, B12, folik asit vb) yeteri almayan, bazı mineralleri (fosfor, sodyum) ise fazla alan kişiler fazla kalsiyum alsalar da kemik kırıklarından kurtulamazlar.</p>
<p>Osteoporozdan korunmak ve sağlam kemiklere sahip olmak için neler yapmak gerekiyor?<br />
Her fırsatta hareket edin ve spor yapın (en önemli faktör)<br />
Yeteri kadar güneşlenin; haşlanmadan dengeli güneşlenmenin zararı olmadığı gibi birçok faydası vardır. Güneşsiz aylarda ya da güneşe maruz kalmayanlara D vitamini takviyesi yapılmalıdır<br />
Proteinli gıdalardaki asitleri sebze meyve gibi alkali gıdaları tüketerek dengeleyin<br />
Unlu ve şekerli gıdaları yemeyerek insülin direncinizi kırın<br />
Lahanalar, marul, kıvırcık, turp, şalgam vb gibi sebzeler ve probiyotik içeren gıdaları alarak K vitamini yetersizliğini (eksiklik bir kemik hormonu olan osteokalsini azaltır) önleyin.<br />
C vitamini (taze sebze ve meyveler), magnezyum (koyu yeşil yapraklılar), folik asit (taze sebze) ve B12 vitamininden (hayvani gıdalar) zengin gıdalar ile beslenin Sodyumdan fakir potasyumdan zengin gıdalar yiyinAşırı fosfor içerikleri nedeni ile gazlı içecekler içmeyin</p>
<p>Kaynaklar<br />
1.Hegsted DM. Calcium and osteoporosis. Adv Nutr Res 1994;(9);119-28.<br />
2.Michaelsson K, Melhus H, Bellocco R, Wolk A. Dietary calcium and vitamin D intake in relation to osteoporotic fracture risk. Bone 2003;32:694–703.<br />
3.Feskanish D, Willett WC, Colditz GA. Calcium, vitamin D, milk consumption, and hip fractures: a prospective study among postmenopausal women. Am J Clin Nutr 2003;77:504–11.<br />
4.Abelow BJ, Holford TR, Insogna KL.. Cross-cultural association between dietary animal protein and hip fracture: a hypothesis. Calcif Tissue Int 1992;50(1):14-8.<br />
5.Cooper C, Campion G, Melton LJ 3rd. Hip fractures in the elderly: a world-wide projection. Osteoporosis Int 1992;2(6):285-9.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyzam.org/sut-ve-sutun-onemi-izle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>çay algılamayı etkiliyor izle</title>
		<link>http://www.beyzam.org/cay-algilamayi-etkiliyor-izle.html</link>
		<comments>http://www.beyzam.org/cay-algilamayi-etkiliyor-izle.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 May 2012 09:40:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmett</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çay algılamayı etkiliyor izle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyzam.org/?p=532</guid>
		<description><![CDATA[Yüksek tansiyon hastalarına tansiyonun kontrolüne olumsuz etkileri nedeniyle çay ve kahve gibi kafein ve türevlerini taşıyan içeceklerden kaçınması önerilir. Geçen hafta çeşitli kahve tiplerinin orta derecede yüksek tansiyon hastalarında tansiyonu ne şekilde etkilediğini ortaya koyan bir insan çalışmasının sonuçlarından bahsetmiştik. Sonuç olarak bilinenlerin aksine kahvenin tansiyonu yüzde 10-15 civarında düşürdüğü gözlenmiş. Peki çayın tansiyon üzerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek tansiyon hastalarına tansiyonun kontrolüne olumsuz etkileri nedeniyle çay ve kahve gibi kafein ve türevlerini taşıyan içeceklerden kaçınması önerilir. Geçen hafta çeşitli kahve tiplerinin orta derecede yüksek tansiyon hastalarında tansiyonu ne şekilde etkilediğini ortaya koyan bir insan çalışmasının sonuçlarından bahsetmiştik. </p>
<p>Sonuç olarak bilinenlerin aksine kahvenin tansiyonu yüzde 10-15 civarında düşürdüğü gözlenmiş. Peki çayın tansiyon üzerinde etkisini inceleyen çalışmaların sonuçları nasıl?</p>
<p>Çay kahveye göre daha az kafein ve türevlerini taşıması (1.5 ile 3.5 defa daha az) nedeniyle az uyarıcı etkide olmasına karşılık daha fazla rahatlatıcı özelliğe sahiptir. Yeşil çay ya da kara çayın içerisinde bulunan L-teanin (sadece çayda bulunan bir amino asit) maddesinin rahatlatıcı, gerginliği giderici özellikleri bulunmaktadır. Yani teanin tamamen kafeine zıt etki göstermektedir. </p>
<p>Kan basıncını yükseltmiyor</p>
<p>Bu konuda daha net bir sonuç elde edebilmek amacıyla sağlıklı 48 öğrenci gönüllü üzerinde bir çalışma yürütülmüş. Araştırmaya katılanlar dört gruba ayrılarak herbirine kafein ve teanin taşıyan kapsülleri bir büyük bardak su (200 mililitre) ile içmeleri istenmiş. Ancak gerçekte verilen kapsüllere ya sadece kafein (250 miligram) ya da teanin (200 miligram) veya her ikisi (kafein ve teanin) birlikte veyahut teanin ve kafein yerine sadece mısır nişastası (boş deney) konmuş. Verilen kafein ve teanin miktarları günde dört bardak çay içen bir kişinin normal olarak alabileceği değerler olarak hesaplanmış. Deneye başlamadan önce ve kapsül içildikten 40 dakika sonra kan basıncı, gerginlik durumu ve zindelik durumu bilimsel ölçüm teknikleri ile değerlendirilmiş. </p>
<p>Değerlendirme sonuçlarına göre kafeinin gerginlik ve kan basıncını artırırken insanların kendilerini daha zinde hissetmelerini sağladığı belirlenmiş. Buna karşılık teanin kafeinin kan basıncını artırıcı etkisini engellediği, ancak kafeinin zindelik verici ve gerginliği artırıcı etkileri üzerinde herhangi bir değişikliğe yol açmadığı gözlenmiş. Bu bulgular genel olarak kahve içenlerin kendilerini daha enerjik ve uyarılmış hissetmelerine karşılık çayın taşıdığı teanin nedeniyle bu etkilerinin çay içenlerde daha zayıf olmasını açıklamaktadır. </p>
<p>Teanin algılamayı etkiliyor</p>
<p>Çalışmada benim dikkatimi çeken bir başka sonuç ise teanin verilen kişilerde algılama cevabında belirgin bir gecikme gözlenmiş. Deney hayvanı çalışmaları da teanin verildikten kısa süre sonra beyine erişerek beyinde dikkatle ilişkili olan alfa aktivitesini etkilediği ve sekiz saat kadar beyindeki seviyesini koruduğunu gösteriyor. </p>
<p>Esasında çoğu öğrenci kendini daha zinde hissetmek için sınavlara çalışırken ve tabii sınava girmeden önce birkaç bardak -tercihen- koyu çay içer. Hâlbuki içilen çay ile kişi kendisini bir miktar zinde hissederken soruları algılamakta bir miktar zorlanabilecektir. Çünkü bir bardak çayda 20 ile 50 miligram arası teanin bulunmaktadır. Sanırım örneği sadece sınav ile sınırlamak doğru olmayacak; günlük hayat içerisinde algılama gücümüzün yüksek olmasını gerektiren tüm durumlar için de bu örnek geçerli.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyzam.org/cay-algilamayi-etkiliyor-izle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİTKİLERİN İLAÇ HALİNE GELMESİ ZARARLI MI?</title>
		<link>http://www.beyzam.org/bitkilerin-ilac-haline-gelmesi-zararli-mi.html</link>
		<comments>http://www.beyzam.org/bitkilerin-ilac-haline-gelmesi-zararli-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 May 2012 06:52:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmett</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bitkilerle Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[BİTKİLERİN İLAÇ HALİNE GELMESİ ZARARLI MI?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyzam.org/?p=528</guid>
		<description><![CDATA[Deneysel bulguların tartışılması sonucunda ortaya konulan yorumlar yeni bulguların tespit edilmesi ile değişebilmektedir. Dolayısıyla daha önce doğru olarak kabul ettiğimiz bilgilerin bir müddet sonra tamamen yanlış olduğu gerçeği ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Buna “Bilimsel Gelişme” deniliyor. Şöyle bir geriye doğru bakın; neler değişmedi ki! Mesela, günümüzde kansere yol açtığı kesin olarak bilinen “sigaranın” bundan elli-altmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Deneysel bulguların tartışılması sonucunda ortaya konulan yorumlar yeni bulguların tespit edilmesi ile değişebilmektedir. Dolayısıyla daha önce doğru olarak kabul ettiğimiz bilgilerin bir müddet sonra tamamen yanlış olduğu gerçeği ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Buna “Bilimsel Gelişme” deniliyor. Şöyle bir geriye doğru bakın; neler değişmedi ki! Mesela, günümüzde kansere yol açtığı kesin olarak bilinen “sigaranın” bundan elli-altmış yıl önce hekimler tarafından “Sağlık için yararlı bir madde” olarak kabul edildiğini ve hastalara önerildiğini biliyor muydunuz? Son zamanlarda açıklanan deneysel bulgular sonrasında artık GDO’lu mısır ve mısır nişastasından kimyasal işlemler ile elde edilen glikoz şurubu, fruktoz, maltodekstrin gibi ürünlerin sağlığımız için güvenilirliğini sorguluyoruz.<br />
Zarar miktarla bağlantılı</p>
<p>Bir de “Bilimsel gerçekler” var ki bunların değiştiği henüz görülmemiş. Mesela, 17’inci yüzyılda Engizisyon Mahkemesi Galileo’ya zorla “dünya düzdür” dedirtmiş olsa da dünyanın yuvarlak olduğu gerçeği yadsınamaz. Bir diğer bilimsel gerçek ise “hiçbir maddenin etkisiz ya da zararsız olamayacağı” gerçeğidir. Buradaki anahtar sözcük, Eczacılığın babası olarak kabul edilen Paracelsus tarafından 16’ıncı yüzyılda kuramsallaştırılmıştır; “Bir maddenin etkili ya da zararlı olması miktarına bağlıdır.” </p>
<p>Gazetelerde bitkisel ilaçlarla ilgili olarak bazı akademisyenlerin yanlış değerlendirmelerini üzülerek ve endişe ile izliyorum. “Fabrikaya girerek birtakım fiziksel ve kimyasal işlemlerden geçen, katkı maddeleri eklenen, şurup, tablet, kapsül veya draje haline getirilip şişeye konan bir bitkisel ilacın o çekindiğimiz ilaçlardan hiçbir farkı kalmıyor” şeklindeki ifadelerin önyargıdan başka bir açıklaması olamaz. Yukarıdaki ifadeden anlaşılan nedir? “Doğal ya da sentetik tüm ilaçları zararlı hale getiren onların fabrikada geçirdiği işlemler.” Bu ifadeler, söz konusu kişilerin ilaç araştırmaları ve ilaç hazırlanması konusunda yeterli deneyimi bulunmadığını göstermektedir. Şüphesiz herkes kendi düşüncelerini, öngörülerini serbestçe açıklama iradesine sahiptir. Ancak belirli konumlarda olan kişilerin hiçbir bilimsel dayanağı bulunamayacak bu tip ifadeleri kullanırken dikkat etmesi gerekir. Ne bitkisel ilacı ve ne de sentetik ilacı zararlı yapan onun ilaç haline dönüştürülürken geçirdiği işlemler değildir. </p>
<p>Burada sorgulanması gereken, “ürün güvenilirliği” ve “firma güvenilirliği”dir. Bu sadece bitkisel ilaçlar için değil, sentetik ilaçlar için de söz konudur. Bu nedenle ürünün üretildiği yer kadar, satın aldığınız yer de çok önemlidir. Lüks tasarımlı dükkanlardan alınmış olması kaliteli ve güvenilir olduğu anlamına gelmez. </p>
<p>Tedavi bir sanat ve beceridir</p>
<p>Hocamızın bir başka beyanı ise şu şekilde “Her bitkide onlarca kimyasal madde vardır ve bunların yakın ve uzun vadede ne gibi olumsuzluklara yol açabilecekleri iyi bilinmemektedir.” Yine son derece anlamsız bir ifade. Bitkilerin içerisinde çok sayıda bileşen bulunduğu ifadesi doğru ama çok sayıda bileşen taşıyan bu bitkilerin bir kısmı aynı zamanda bizim besinlerimiz. Yani ben, örnek olarak, sarımsağı yemeğe koyarsam zararsız, hap halinde yutarsam zararlı mı oluyor? Sadece bitkisel değil, sentetik ilaçların da sık sık ortaya çıkan riskler nedeniyle piyasadan çekildiğine şahit oluyoruz. Güncel bir örnek yıllardır piyasada satılan zayıflama ilacı sibutramin, kalp ve karaciğer işlevlerine olumsuz etkileri nedeniyle ölümlere yol açtığı için geçen sene piyasadan çekilmesine karar verildi.</p>
<p>İlaçla tedavi uygulamak bir sanattır, beceridir. Paracelsus’un dediği gibi önemli olan kullanılan miktar; yarar ya da zarar buna bağlı. Antibiyotikler veya kortikosteroitler (hormonlar) hakkında çok sayıda olumsuz bildirimler bulunmasına rağmen, doğru zamanlama ile kullanıldığında hayat kurtarır. Ya da kemoterapi gören kanser hastalarının ortalama yaşam sürelerine bakıldığına; kemoterapinin yararlı olduğunu söylemek mümkün mü? Ancak mevcut koşullarda, hastalığın tedavisi için fazla seçenek yok. </p>
<p>Fanatik bir yaklaşım ile belirli bir ilaç grubunu övmek, diğer grubu yermek yerine bunların yararlı etkilerinden akılcı bir şekilde insanların sağlığını korumak ve tedavi etmek amacıyla yararlanılması doğru çözümdür. Bu çağdaş yaklaşımın adı “Bütünleşik Tedavi” ya da “İntegratif Tıp”. Amaç, Tıbbın babası Hipokrat’ın dediği gibi “Önce zarar vermeyeceksin.” Paracelsus’un, Hipokrat’ın kuramlarından bahsettik; yazımı Konfüçyus’un dizeleri ile bitirmek istiyorum:</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyzam.org/bitkilerin-ilac-haline-gelmesi-zararli-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>şerbetçi otu sinir uyksuzluğun ilacı izle</title>
		<link>http://www.beyzam.org/serbetci-otu-sinir-uyksuzlugun-ilaci-izle.html</link>
		<comments>http://www.beyzam.org/serbetci-otu-sinir-uyksuzlugun-ilaci-izle.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 May 2012 06:44:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmett</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bitkilerle Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şerbetçi otu sinir uyksuzluğun ilacı izle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyzam.org/?p=522</guid>
		<description><![CDATA[Sinirsel uykusuzluğa iyi bir seçenek: Şerbetçi otu Şerbetçi otu, daha çok bira endüstrisindeki kullanımı ile tanınmaktadır. Bira mayası ve su karışımından ibaret olan bira içeceğinin kısa sürede bozulması nedeniyle, hem lezzetini düzeltmek hem de raf ömrünü, dayanıklılığını artırmak amacıyla yapılan denemeler sonucunda geliştirilen formül ilk olarak 1516 yılında Alman bira üreticileri tarafından tescil edilmiştir. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sinirsel uykusuzluğa iyi bir seçenek: Şerbetçi otu</p>
<p>Şerbetçi otu, daha çok bira endüstrisindeki kullanımı ile tanınmaktadır. Bira mayası ve su karışımından ibaret olan bira içeceğinin kısa sürede bozulması nedeniyle, hem lezzetini düzeltmek hem de raf ömrünü, dayanıklılığını artırmak amacıyla yapılan denemeler sonucunda geliştirilen formül ilk olarak 1516 yılında Alman bira üreticileri tarafından tescil edilmiştir. Bu tarihe kadar şerbetçi otunun insanlar tarafından kullanılışına ilişkin dikkati çeken pek fazla bir kayda rastlanmıyor, safra artırıcı, sindirime yardımcı ve hafif yatıştırıcı özellikte olduğu belirtiliyordu. Ancak 18&#8242;inci yüzyılın ikinci yarısından sonra bitkinin dişi çiçek durumlarından uyku sorunlarının giderilmesinde yararlanıldığı görülüyor. Hatta uyku sorunu çeken İngiltere İmparatoru üçüncü George&#8217;un içerisine şerbetçi otu çiçekleri doldurulmuş yastık kullandığı bildiriliyor. Yirminci yüzyılın başlarında Alman hekimlerin sinirsel kaynaklı uykusuzluk sorunlarının tedavisinde şerbetçi otu doldurulmuş yastıkları, çayları ve özütlerini önerdiklerini görüyoruz.</p>
<p>Bağımlılık yaratmıyor</p>
<p>Yürütülen ilk bilimsel çalışmalarda, dişi çiçeklerde bulunan &#8220;lupulin&#8221; olarak adlandırılan karışımın etkili olduğu belirtilmesine rağmen daha sonra yapılan insan denemelerinde bu maddenin (lupulin) verilmesi ile belirgin bir etki tespit edilememiş. Deney hayvanları üzerinde yürütülen çalışmalarda yatıştırıcı etkisi gözlenmiş olmasına rağmen, insanlarda etkinin tespit edilememesi nedeniyle günümüzde halâ farklı etki mekanizmaları tartışılmaktadır. Bunların içerisinde en dikkati çeken ise vücutta melatonin reseptörlerini uyarmasına bağlı olduğu şeklinde.  </p>
<p>Etki şekli ne olursa olsun, günümüzde şerbetçi otunun kediotu kökü (valeryan), çarkıfelek (pasiflora) gibi bilinen yatıştırıcı ve uyku verici bitkiler ile birlikte hazırlanan karışımlarının klinikte başarı ile uygulandığı görülüyor. Uygulama yapılan insanlar üzerindeki beyin dalgaları ölçümüne (elektroensefalogram ile) dayanan değerlendirmelerde, uykuya dalma süresinin boş ilaç verilen gruba göre belirgin bir şekilde azaldığı, uyku kalitesinin arttığı gösterilmiş. Etkili olabilmesi için tercihan yatmadan bir saat önce verilmesi ve daha yüksek bir etki sağlanabilmesi için ise 4 haftalık bir tedavinin yapılması uygun olacağı bildiriliyor. Şerbetçi otu karışımlarının diğer uyku ilaçları ile karşılaştırıldığında en belirgin özelliği ise son derece güvenilir olması, yan etki riskinin bulunmaması ve tabi sersemlik ve bağımlılık yaratmaması.</p>
<p>Saçlara iyi geliyor</p>
<p>Ne kadar etkilidir, bilemiyorum, ancak şerbetçi otunun eski kayıtlarda dikkatimi çeken bir kullanım önerisi ise saç sorunlarına ilişkin. Çeşitli kaynaklarda saçların taze hazırlanmış şerbetçi otu çayı ile durulanmasının saç dökülmelerini önleyebileceği, bir başka kaynakta ise şerbetçi otu yağının dökülen saçları çıkarabileceği bilgisi yer alıyor. Bir başka not ise, saçları bira ile yıkamanın saç büyümesini hızlandıracağı şeklinde. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyzam.org/serbetci-otu-sinir-uyksuzlugun-ilaci-izle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>yorgunluk nasıl giderilir mutlaka oku</title>
		<link>http://www.beyzam.org/yorgunluk-nasil-giderilir-mutlaka-oku.html</link>
		<comments>http://www.beyzam.org/yorgunluk-nasil-giderilir-mutlaka-oku.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 May 2012 06:22:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmett</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk nasıl giderilir mutlaka oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyzam.org/?p=516</guid>
		<description><![CDATA[YORGUNLUK xprodoksit gönderdi. &#124; 21.07.2010 Sürekli yorgun ve halsiz misiniz, yoksa kolay mı üşüyorsunuz? Çarpıntı ve nefes darlığınız da mı var? Demir eksikliği ülkemizde sık rastlanan bir sağlık sorunu. Yaklaşık her 100 kişiden 40’ında bu soruna rastlanıyor. Demir eksikliğine bağlı olarak kansızlık gelişiyor. Kansızlık ise pek çok yeni soruna zemin hazırlıyor. (Devamı&#8230;) Yorgunluğun altında yukarıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YORGUNLUK<br />
xprodoksit gönderdi. | 21.07.2010<br />
Sürekli yorgun ve halsiz misiniz, yoksa kolay mı üşüyorsunuz? Çarpıntı ve nefes darlığınız da mı var? </p>
<p>Demir eksikliği ülkemizde sık rastlanan bir sağlık sorunu. Yaklaşık her 100 kişiden 40’ında bu soruna rastlanıyor.  Demir eksikliğine bağlı olarak kansızlık gelişiyor. Kansızlık ise pek çok yeni soruna zemin hazırlıyor. (Devamı&#8230;)</p>
<p>Yorgunluğun altında yukarıda yazan gibi pek çok neden olabilir bunları öğrenmek ve gidermek için öncelikle doktor kontrolü şart. </p>
<p>Yorgunluğu giderici doğal tedavi yöntemleri : </p>
<p>Malzemeler :<br />
Defne Tohumu<br />
Günlük<br />
Haşhaş kozası<br />
Mahlep<br />
Mersin Yaprağı<br />
Sirke<br />
Su<br />
Susam Yağı</p>
<p>Hazırlanışı :</p>
<p>Bütün malzemelerden birer tutam alınarak bir kaba konur. Yeteri kadar su, bir çay bardağı sirke ve susam yağı dailave edilerek kaynatılır. Elde edilen yağ ile vücuda masaj yapılır. </p>
<p>Bitkilerle Tedavi &#8211; Sedef Deniz</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
Malzemeler :<br />
Limon<br />
Lavanta Çiçeği<br />
Kuşburnu<br />
Papatya<br />
Oğul otu<br />
Tarçın<br />
Şeker</p>
<p>Hazırlanışı :<br />
- Rendelenmiş limon kabukları, kurutulmuş papatya ile birlikte onbeş dakika süreyle suda kaynatılır. Süzülerek elde edilen sıvıya şeker ilave edilerek tatlandırıldıktan sonra çay içilir.<br />
- Lavanta çiçekleri, oğul otuyla birlikte onbeş dakika süreyle kaynay suda bekletilerek demleme sağlanır. Süzülerek elde edilen demleme, şeker ile tatlandırıldıktan sonra, çay gibi içilir.<br />
- Kuşburnunun tomurcukları bıçakla çizildikten sonra, içi su dolu bir kağ içinde günboyu dinlendirilir. Dinlendirilen tomurcuklar onbeş dakika süreyle kaynar suda bekletilerek demlenir. Süzülerek elde edilen sıvıya tarçın ilave edilerek şeker ile tatlandırıldıktan sonra çay gibi içilir.</p>
<p>Lokman Hekim &#038; Şifalı Bitkiler</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
- 1 bardak kaynar suya, 4-10 gram oğul otu yaprağı ufalanarak konulur. 10 dakika bekletilip günde 3 bardak içilir.<br />
- Günde 15-20 gram polen kullanılır. Bu işleme 15 gün devam edilip, 1 hafta ara verilir. Sonra yeniden başlanır.<br />
- Centiyane, nane, oğulotu, aynı miktarda karştırılır. 1 bardak kaynar suya, 1 kaşık konulur. 10 dakika bekletilip, günde 3 bardak içilir.<br />
- 1 bardak kaynar suya, 4-10 gram karanfil konulur. 10 dakika bekletilip, günde 2-3 bardak içilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyzam.org/yorgunluk-nasil-giderilir-mutlaka-oku.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

